Erlend Loe Sözleri
Erlend Loe, 24 Mayıs 1969 tarihinde Norveç’in Trondheim kentinde doğmuş bir yazar, senarist ve film eleştirmenidir. Eğitimini folklor, film ve edebiyat üzerine yapmış; ayrıca Danimarka’daki Film Okulu’nda senaryo yazarlığı eğitimi almıştır. Kariyerine farklı alanlarda başlayan Loe, bir dönem psikiyatri kliniğinde çalışmış, öğretmenlik yapmış ve gazetecilikle uğraşmıştır. 1998 yılında Oslo’da “Screenwriters Oslo” adlı bir senarist topluluğu kurmuştur. Halen Oslo’da ailesiyle birlikte yaşamaktadır ve tek tekerlekli bisiklet sürmek gibi kendine özgü ilgi alanlarına sahiptir.

Edebi tarzı sade, mizahi ve ironik öğelerle bezenmiştir. İlk bakışta çocuksu görünen anlatımı, derin toplumsal eleştiriler barındıran bir yapıya sahiptir. Yazdığı eserlerde sıklıkla modern hayatın boşlukları, bireyin yalnızlığı ve toplumla çatışması gibi temaları işler. İlk romanı Tatt av kvinnen 1993 yılında yayımlanmıştır.
1996 yılında yayımlanan ve uluslararası alanda büyük yankı uyandıran Naïve. Super. adlı romanı, yirmiden fazla dile çevrilmiş ve Loe’yi dünya çapında tanınır hale getirmiştir. Bu eseri, L (1999), Fakta om Finland (2001) ve özellikle de Doppler (2004) gibi romanlar takip etmiştir. Doppler, doğadan ve toplumdan izole bir hayat süren karakteri üzerinden, modern toplum eleştirisi yapmasıyla dikkat çekmiş ve Guardian tarafından yılın kitabı seçilmiştir. Eserleri 30’dan fazla dile çevrilmiş olan Loe, edebiyat alanında birçok ödüle layık görülmüştür.
Erlend Loe Sözleri Anlamlı
-> “Hiç karşılaşmayacağız belki. Ama bilmeni istiyorum… Zaman yok. Bu yüzden rahat ol.” Naïve. Super. (1996)
-> “Something is going to have to happen. Not necessarily something big. Just something.” “Bir şey olmak zorunda. Zorunlu olarak büyük bir şey değil. Sadece bir şey.”
-> “There are too many confusing things present. Things I know. Thoughts I have. Sarcasm. Things I think I ought to be doing and places I ought to be going. Always other places.” “Çok fazla kafa karıştırıcı şey var. Bildiğim şeyler, düşündüklerim, alaycılık… Yapmam gereken şeyler, gitmem gereken yerler… Hep başka yerler.”
-> “Bisiklete binen herkes benim dostumdur.” (Naif.Süper.)
-> “Yaşamım son zamanlarda azıcık tuhaflaştı.Her şeye karşı ilgimi kaybettiğim bir noktaya vardı.” (Naif.Süper.)
-> “Kar istiyorum. Kar tek sevdiğim hava durumu. Gerçek zenginlik budur.” Doppler (2004)
-> “Bildiğim çok fazla kafa karıştırıcı şey var. Hep başka yerlerde olan şeyler…” Naïve. Super. (1996)
-> “İnsan, oturduğu dalın en ucuna kadar yürümeye cesaret edebilmeli. Hatta bindiği dalı bile kesebilmeli.” Doppler (2004)
-> “I don’t want all that much. But I want to be fine. I want to live a simple life with many good moments and a lot of fun.” “Çok şey istemiyorum. Ama iyi olmak istiyorum. Basit bir hayat, bolca güzel an ve eğlence istiyorum.”
-> “Hepimizin içinde boğuşmamız gereken bir karanlık var.” (Kadının Fendi)
-> Günlerin isimleri, yılların sayıları yoktu artık. Düşünceler gelip gidiyordu, düzensizce, yavaşça.. (Bildiğimiz Dünyanın Sonu)
-> “İnsanların olduğu yerde artık sadece onları görüyorsun… Bu hasta bir yanılsama.”
-> Kafama taktığım en son şey insanların ne düşündüğü. Ne düşünürlerse düşünsünler. (Doppler)
-> Yoluna konulması gerekenler öyle az buz değil. (Naif.Süper.)
-> “I have the strangest thoughts in my head, maybe I should not write them down.” “Kafamda en tuhaf düşünceler var, belki de onları yazmamalıyım.”
-> Belki hayat daha güzel olabilir ama bir hikâye değil. (Volvo Kamyonlar)
-> “It’s good for me to see so many other people who are not me… Most of them are doing the best they can. I am also doing the best I can.” “Ben olmayan bu kadar çok insanı görmek bana iyi geliyor… Çoğu, elinden gelenin en iyisini yapıyor. Ben de elimden gelenin en iyisini yapıyorum.”
-> Ama düştüğünü görüyorum. Yine ayağa kalkacaksındır. Dostun olabilirim. (Volvo Kamyonlar)
-> Harika ve olasılık dışı şeyler her zaman aynı anda olur zaten ama çoğunlukla bundan haberimiz olmaz. (Volvo Kamyonlar)
-> Ne kimseyle konuşacak ne de kimseyi affedecek hali var. (Doppler)
-> Dünyaya faydalı biri olmak isterdim. Harika olurdu. Ama bunun mümkün olup olmadığını bilmiyorum. Dünyaya faydalı olmak için ne gerektiğini bilmiyorum. Karşılaştığım herkese gülümsemenin yeterli geleceğinden de pek emin değilim. İkinci harika şey, fark yaratmayan biri olabilmek. Dünyaya ne iyi ne de kötü kılan biri. Bu belki pek tatminkâr değil ama bu kategoriye giren çok kişi var. Yalnız olmayacağım kesin. En kötü seçenek ise dünyayı daha da kötü bir yer haline getiren biri olmak. Bundan kaçmayı deneyeceğim ne pahasına olursa olsun. Ama o kadar kolay olduğunu sanmıyorum. Belki de dürüst olmayan fena insanlarla düşüp kalkarım. En iyilerimizin bile başına gelebilir. İşte o zaman takılıp kalırım. Dünya biraz daha kötü bir yer olur ve sokakta karşılaştığım insanların yüzüne bakamaz hale gelirim. Böyle şeyler gelir başa, hem de birdenbire. (Naif.Süper.)
-> “Bir şeyler olmak zorunda. Büyük bir şey olması gerekmiyor. Sadece… bir şey.” Naïve. Super. (1996)
-> Neredeyse bedava çalışıyorlar, kabul edilemez koşullar altında yaşıyorlardı, başka bir yaşamı seçme şansları yoktu ve bütün bunlar, bir dahaki sefere hülyalar içinde demli bir çayla keyif yaparken, aklımızın bir köşesinde olmalıydı. (Volvo Kamyonlar)
-> “İnsanın aslında mutlu değilken mutlu olduğuna inanması oldukça yaygın bir yanılgı .” (Kadının Fendi)
-> Stay close to me… (Volvo Kamyonlar)
-> “Her şeyin sonunda düzeleceğinden emin değilim. Ama bir şeylerin bir anlamı olduğuna inanmak istiyorum. Ruhun oyunlarla ve neşeyle arınabileceğine inanıyorum. Aşka da inanıyorum.” Naïve. Super. (1996)
-> “Bence büyük şeylerle çok küçük şeylere daha çok kafa yoruyorum. Ortadaki her şey pek ilgimi çekmiyor.” Naïve. Super. (1996)
-> “İnsanlarla karşılaşmak istemiyorum. Benden tiksindiriyorlar. Giderek daha fazla. Ama süt almam gerek.” Doppler (2004)
-> Kendimi yalnız hissediyorum, ben kendimi hep yalnız hissettim. (Doppler)
-> “I still don’t know if things fit together, or if everything will be all right in the end. But I believe that something means something. I believe in cleansing the soul through fun and games. I also believe in love. And I have several good friends, and just one bad one.” “Hâlâ şeylerin birbirine oturup oturmadığını, her şeyin sonunda yoluna girip girmeyeceğini bilmiyorum. Ama bir şeylerin anlamı olduğuna inanıyorum. Ruhun oyun ve eğlenceyle arınacağına, aşka inandığıma… Birkaç iyi arkadaşım var, sadece bir tane kötü arkadaşım.”
-> Hepimizin zor zamanları oluyor. Anlamsızlığın üzerimize çöktüğü, bizim her şeyi hor görüp alaycılık batağına saplandığımız günler. Sevgiye ve işlerin superguzelsozler.com sonunda daha iyiye gideceğine inanmaktan vazgeçtiğimiz anlar. Böyle bir anda, cılız ve titrek bir çocuk sesinin güzel bir şarkı söylediğini duymak bir lütuf olmalı (Naif.Süper.)
-> “One problem with people is that as soon as they fill a space it’s them you see and not the space… It’s a sick illusion.” “İnsanların sorunlarından biri, bir mekânı doldurduklarında artık mekanı değil, onları görürsünüz… Bu hasta bir yanılsama.”
-> “Hepimiz dünyadaydık… faydasız bir biçimde faydasızdık.” Doppler (2004)
-> “Dünya artık anlamlı gelmiyordu… Her şey birbirine yabancıydı. Hiçbir şey uyumlu değildi.”
-> Bazen bazı şeylerin birbiriyle bağlantısı eğlenceli oluyor. Bazen de bazı şeylerin birbiriyle bağlantısı daha az eğlenceli oluyor ya da hiç eğlenceli olmuyor. (Volvo Kamyonlar)
-> …çocuklarınıza tek başına ayakta kalmayı öğretmiyorsunuz artık. Bu sizin sonunuz olacak… (Volvo Kamyonlar)
-> Mesafeyi genişletmek için sınırlarını kaydırmayı denemesi gerektiğini ima ediyorum (Kadının Fendi)
-> İnsanın aslında mutlu değilken mutlu olduğuna inanması oldukça yaygın bir yanılgı. (Kadının Fendi)
-> “Everything seemed meaningless to me. All of a sudden. My own life, the lives of others, of animals of plants, the whole world. It no longer fitted together.” “Her şey bana anlamsız görünüyordu. Birdenbire. Kendi hayatım, başkalarının, hayvanların, bitkilerin, bütün dünya. Artık hiçbir şey uyumlu değildi.”
-> “Çok şey istemiyorum. Sadece iyi olmak istiyorum. Basit bir hayat, bolca güzel an ve biraz eğlence.” Naïve. Super. (1996)