Emily Brontë Sözleri

Emily Brontë (1818–1848), 19. yüzyıl İngiliz edebiyatının en özgün ve etkileyici yazarlarından biridir. En çok bilinen eseri, aynı zamanda tek romanı olan “Uğultulu Tepeler” (Wuthering Heights), aşk, tutku, intikam ve insan ruhunun karanlık yönlerini derinlemesine işleyen güçlü bir klasiktir. İlk yayımlandığında karmaşık yapısı ve sert anlatımı nedeniyle eleştirilse de, zamanla İngiliz edebiyatının en saygın eserlerinden biri kabul edilmiştir.

Emily Brontë Sözleri Kısa

Emily Brontë, Charlotte ve Anne Brontë ile birlikte yazarlık yeteneğiyle öne çıkan Brontë kardeşlerdendir. Sessiz, içine dönük bir karaktere sahipti ve doğa ile baş başa kalmayı, kalabalıklara tercih ederdi. Yazılarını çoğunlukla erkek takma adı olan Ellis Bell ile yayımlamıştır; bu, o dönemin kadın yazarlarına karşı önyargılı tutumuna bir tepkidir.

Edebiyat dışında başka bir mesleği olmamış, hayatının büyük kısmını ailesiyle birlikte İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde geçirmiştir. 30 yaşında verem nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Kısa ömrüne rağmen, derin duygularla örülü dili ve unutulmaz anlatımıyla dünya edebiyatına kalıcı bir iz bırakmıştır.

Emily Brontë Sözleri Kısa

-> İnsan, yüreği ile duyar…

-> Sevda, akıldan önce kalpte doğar.

-> Sevgi, dil bilmez; yürek anlar onu.

-> Rüzgarla dans et, fırtınadan korkma.

-> Gözyaşları, yüreğin en saf şiiridir.

-> Sessizlik bazen en yüksek çığlıktır.

-> En derin yaralar, en büyük gücü verir.

-> Acılar, ruhun kanatlarını güçlendirir.

-> Gözyaşlarını tutma; onlar kalbin dili.

-> Dünya artık yaşamaya değmez,değil mi? 

-> Dürüst bir insan yaptıklarını saklamaz.

-> Kalp, kırık olsa bile atmaya devam eder.

-> İnsan, sevgiyle büyür, nefretle küçülür.

-> Karanlık geceler, yıldızların doğuşudur.

-> İnsan en çok yalnızken kendine dost olur.

-> Gözlerin, ruhunun aynasıdır; onlara iyi bak.

-> Dürüst insanlar kendi amellerini gizlemezler.

-> En büyük özgürlük, kalbin sesini dinlemektir.

-> Hayat, kırık kalplerin yeniden onarılmasıdır.

-> Babama olan sevgimi hiçbir şeyle kıyaslayamam.

-> Akıllı bir insanın en iyi dostu, kendisidir. 

-> İnsan kalbi bazen en çok kendisine yabancıdır.

-> Yaşam, sevgiyle anlam bulur, sevgiyle yükselir.

-> Gurur insana büyük üzüntü getirir. Bunu unutma!

-> Sevgi, bazen bir fırtına, bazen bir sükûnettir.

-> Rüzgar gibi es, yıldızlar gibi parılda, sen ol.

-> Kendi içinde kaybolmak, bazen kendini bulmaktır.

-> Başkalarının cennetinde gözüm de yok gönlümde. 

-> Öldürülenler, öldürenlerin peşini bırakmazlar. 

-> Sevgi, en yıkıcı fırtınaları bile sakinleştirir.

-> Zihnim mezardayken bedenim yaşamış, ne yapayım? 

-> Babama olan sevgimi hiçbir şeyle kıyaslayamam.  

-> Ruhun özgürlüğü, dünyadaki en büyük zenginliktir.

-> Sevda, bazen yıkıcıdır ama her zaman yaratıcıdır.

-> Kendi gölgenden korkma; o senin gerçek dostundur.

-> Kalbin sesini susturmak, kendi kendini unutmaktır.

-> Başkalarının cennetindeyse ne gönlüm var ne gözüm.

-> Ah,bütün çocuklar annelerini babalarını severler. 

-> Karanlıkta yürüyenler, en parlak ışıkları yakarlar.

-> Umut olmadan hayat, bir yapraktır rüzgarda savrulan.

-> Umut, en soğuk kışın ortasında yeşeren bir çiçektir.

-> Gecenin sessizliğinde, en gerçek hisler ortaya çıkar.

-> O zamandan sonra artık o benim için bir yabancı oldu.

-> Gururlu insanlar kendilerine sadece keder yaratırlar.

-> Acının içinde saklı kalan güç, dünyayı değiştirebilir.

-> Kendi gölgenle barışık olmayan, gerçek ışığa ulaşamaz.

-> Kitapları elimden alın, çıldırırım. (Uğultulu Tepeler)

-> Gökyüzüne baktığında, orada kendi özgürlüğünü görürsün.

-> Gururlu insanlar kendileri için üzücü acıları doğururlar.

-> Kendi içindeki fırtınaları kucakla; onlar seni sen yapar.

-> Ruhunu dinle; o sana hayatın en güzel sırlarını fısıldar.

-> “O asla bana ait değildi ama, onu kaybetmek kalbimi kırdı.

-> Her insanın içinde keşfedilmeyi bekleyen bir gizem vardır.

-> Monotonluk ve ölüm bana bir ve aynı şey gibi geliyor.    

-> Ne olursa olsun,insan eski bir dostu özlemeden edemiyor.  

-> Duygularımızı zincire vuramayız; onlar rüzgar gibi özgürdür.

-> Hayat, düşmanlığı ve kızgınlığı sürdürmek için çok kısa.   

-> Zamanla herkes, kendisi için var olma gereksinimini duyar.  

-> Yalnızlık, ruhun kendi sesini duyması için en büyük armağandır.

-> Kötü bi yürek en sevimlileri bile çirkinden de kötü yapar.    

-> Acı, ruhun en derin kuyusudur; orada olgunlaşır gerçek bilgelik.

-> Ruhun derinliklerine yolculuk, en zorlu ama en değerli maceradır.

-> Sadece yalnızlığı daha çok sever olmuştu ya da konuşmayı daha az.

-> Ruhum mezardayken bedenim yaşamış, ne yapayım? (Uğultulu Tepeler)

-> Hayattayken değer görmüş ölülerin bıraktıkları her anı değerlidir.

-> Kendi içindeki fırtınayı anlamadan, dış dünyayı asla anlayamazsın.

-> Aklı başında bir kimse, dostluk konusunda kendi kendine yetmeli.  

-> Özgürlük, zincirleri kırmak değil; zincirlerin olmadığını bilmektir.

-> Sevgi, zamanla solan bir çiçek değil; sonsuza açan bir gül bahçesidir.

-> Sanki dünyanın tadı tuzu kalmamıştı, bundan böyle düzeleceği de yoktu.

-> Bu soğuk yüzlü insanlar arasında can vermek ne acı! (Uğultulu Tepeler)

-> Karanlık en güçlü ışığı doğurur; karanlık olmadan yıldızlar parlayamaz.

-> Akıllı bir insan için en iyi arkadaş yine kendisidir. (Uğultulu Tepeler)

-> Umut, karanlıkta yanıp tutuşan bir mum gibidir; küçücük ama vazgeçilmez.

-> Sahip olamadiklariniz için üzülmektense sahip olduklarınız için şükredin

-> Sevda, yürekten akıp giden bir nehir gibi durmaz; coşar, taşar, sel olur.

-> Öyle bir bakışı vardı ki, ne kadar haklı olursanız olun öfkelenemezdiniz.

-> Engel olabildiğim müddetçe, kimsenin beni rahatsız etmesine izin vermem. 

-> Kalbin derinliklerinde saklı kalan umut, en zor anlarda bile ayakta kalır.

-> Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa, ikimizinki de aynı. ,, (Uğultulu Tepeler)

-> Aşk, iki ruhun birbirine dokunması değil, aynı ruhun iki bedende yaşamasıdır.

-> Ben kimseye ne haksızlık ettim ne de bundan pişmanlık duyuyorum. Mutluyum da.

-> Ruhun derinliklerinde saklı kalan en karanlık sırlar, yalnızlıkta açığa çıkar.

-> Niye bu kadar değiştim? Niye bir- iki sözcük beni böyle zıvanadan çıkarıyor? 

-> Kötü bir yürek en sevimlileri bile çirkinden de kötü yapar. (Uğultulu Tepeler)

-> Burada yeterince güzel kitap var okuyacak.  Oturun ve biraz ruhunuzu arındırın…

-> Kalp ne kadar kırılırsa kırılsın, her defasında yeniden sevme cesaretini bulur.

-> Kötü insanları cezalandırmak Tanrının işidir; bize düşen ise onları affetmektir.

-> Çevremde benim gibi hissedip düşünen bir tek kimse göremiyorum. (Uğultulu Tepeler)

-> Bu dünyada mutluluk olmadığına beni inandırmak istiyorsunuz, ne kadar da kötüsünüz.

-> Yaptığınız onca haksızlıktan sonra pişmanlık duyacak kadar uzun yaşayacaksınız çünkü.

-> Etrafta konuşacak kimse olmadığı için, sürekli kitaplarının arasında vakit geçiriyor. 

-> Seve seve kendiliğimden yapacağım bir şeyi niçin bana zorla yaptırmaya kalkıyorsunuz?  

-> Kötüleri cezalandırmak Tanrı’nın işi; bizler bağışlamayı öğrenmeliyiz.” (Uğultulu Tepeler)

-> Sevgi, fırtınalı bir deniz gibidir; ne kadar hırçın olsa da, içindeki sakin limanlara inan.

-> Saat ona kadar işinin yarısını bitirmeyenlerin, o günkü işlerini bitirebilecekleri kuşkuludur.

-> İyi bir yüreğin olursa, kapkara bir zenci de olsan, yüzün yine sevimli olur yavrum. (Uğultulu Tepeler)

-> Damarların buzlu suyla dolu; ama benimkiler kaynıyor, bu kadar soğukkanlılık karşısında kudurup coşuyor.

-> Okunacak bir sürü iyi kitap var, oturun da okuyun biraz. Oturun şuraya da ruhunuzu kurtarın! (Uğultulu Tepeler)

-> Biri altın olduğu halde kaldırım taşı muamelesi görüyor, diğeriyse parlak bir teneke olmasına rağmen gümüş muamelesi!

-> Acı çekmenin ne olduğunu öğrendiğimden bu yana, bu geceyle kıyaslanabilecek başka bir gece geçirdiğimi hatırlamıyorum.

-> Erken yatmaya zaten alışık değilim. Sabah ona kadar superguzelsozler.com yataktan kalkmayan biri için gece birde, ikide yatmak geç sayılmaz.

-> Yalnız, ihanet ile şiddet iki ucu sivri oklara benzer; kullananları düşmanlarından beter yaralar. Emily Brontë, Uğultulu Tepeler

-> Güzel havalarda eline bir kitap alır, yeşilliklerle örtülü bir yeri kendine okuma yeri yaparsın… Emily Brontë, Uğultulu Tepeler

-> Sana şu kadarını söyleyeyim ki, ben kendi cennetime zaten neredeyse girmiş bulunuyorum. Başkalarının cennetinde gözüm de yok, gönlüm de.

-> Hiç kitabınız yok mu?” dedim. ”Bağışlayın, ama burada kitapsız nasıl yaşayabiliyorsunuz? Kitapları elimden alın, çıldırırım!” (Uğultulu Tepeler)

-> Bana göre ise en büyük mutluluk, batı rüzgarı eserken, gökte de pamuk gibi beyaz bulutlar uçuşurken, hışır hışır eden yemyeşil bir ağaçta sallanmaktır.

-> Onu seviyorum çünkü o benim, benden öte bir parçam. İkimizin nasıl bir araya geldiğini bilmiyorum ama onunla bir bütünüz. Emily Brontë, Uğultulu Tepeler

-> Bu insanlar her gün bu kadar asık suratlı, bu kadar sessiz değillerdi ya! Ne kadar kötü huylu da olsalar, yüzlerindeki somurtkanlık her günkü halleri olamazdı.

-> Ona olan aşkımı asla sözcüklere dökememiştim, ama eğer bakışların da bir dili varsa, dünyanın en aptal insanı bile onun için deli divane olduğumu anlayabilirdi.

-> Ayağının bastığı yeri, onu saran havayı, dokunduğu her şeyi, söylediği her sözü seviyorum. Her halini, her davranışını, baştan aşağı her şeyini, her şeyini seviyorum.

-> Aşkımı daha önce asla sözlerle açıklamamıştım ama bakışların da bir dili varsa, dünyanın en aptal insanı bile benim bakışlarımdan ona deli divane oluğumu anlayabilirdi.” (Uğultulu Tepeler)

-> Yeryüzünde her şey yok olsa da yalnız o kalsa, ben var olmakta devam ederim; başka her şey yerinde dursa da yalnız o yok olsa, evren bana tümüyle yabancılaşır. Emily Brontë, Uğultulu Tepeler

-> Yalnız, her türlü umuttan yoksun, yalnızlığa mahkum edilmiş olursam ya da beni hiçbir zaman sevemeyen, sevemeyecek olan kişiler arasında yaşamak zorunda kalırsam nasıl neşelenip iyileşebilirim?

-> Ama saat ona kadar uyumanız hiç doğru değil. Sabahın en güzel saatlerini kaçırmış oluyorsunuz. Bir insan, günlük işlerinin yarısını saat ona kadar bitirememişse, öbür yarısını ertesi güne bırakmak zorunda kalabilir.

-> Bunu anlamadığımı sanarak kendini oyalıyorsan, çok budalasın demektir. Tatlı sözlerle teselli bulacağımı sanıyorsan da çok aptalsın demektir. Öcümü almadan acımı içime atacağımı düşünüyorsan, bu inancını kısa zamanda boşa çıkaracağımı da bilmiş ol.

-> Onu kendimden çok seviyorum, Ellen. Bunu da şundan anlıyorum: Her gece Tanrı’ya beni ondan sonraya bırakması için yalvarıyorum. Çünkü benim arkamdan o üzülecek yerde onun arkasından benim üzülmem daha doğru. Bu da benim onu kendimden çok sevdiğimi gösterir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir