Georges Perec Sözleri

Georges Perec, 7 Mart 1936’da Paris’te doğmuş ve 3 Mart 1982’de yine Paris’te hayata veda etmiş önemli bir Fransız yazardır. II. Dünya Savaşı sırasında ailesinin yaşadığı trajediler, yaşamı boyunca eserlerine damga vurmuştur. Babasını savaşta, annesini ise Auschwitz toplama kampında kaybeden Perec, daha çocuk yaşta öksüz kalmış ve bu kayıpların izini yazılarında derin bir şekilde taşımıştır.

Georges Perec Sözleri Özlü

En çok bilinen eseri La Disparition (Kayboluş), içinde hiç “e” harfi geçmeyen bir romandır ve bu yönüyle edebiyat tarihinde eşine az rastlanır bir deney olarak kabul edilir. Perec, aynı zamanda Oulipo grubunun (Potansiyel Edebiyat Atölyesi) bir üyesidir ve dilin sınırlarını zorlayan kurgusal deneylere imza atmıştır.

Georges Perec Sözleri Özlü

-> Anılar, doğru sırada değilse bir anlam taşımaz.

-> Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun.

-> Şimdi onlara öyle geliyordu ki, eskiden -ve sanki yakın geçmişleri efsaneye, gerçek dışına ya da belirsizliğe doğru yuvarlanıp gidiyormuş gibi bu “eskiden” de zaman içinde her gün biraz daha gerilere gidiyordu- eskiden en azından sahip olma coşkuları vardı. Bu istek, çok zaman, onlar için varoluşun yerini tutmuştu. Kendilerini sabırsızlıkla, istekler içlerini kemirir bir halde ileri doğru gerilmiş olarak hissetmişlerdi. Ya sonra ? Ne yapmışlardı ? Ne olmuştu ?·

-> Bir anlatı, ne kadar parçalıysa o kadar gerçektir.

-> Aynı cümleleri tekrar etmekten değil, aynı sessizlikte kalmaktan korkarım.

-> Bir köpekle karşı karşıya yaşayamazsın, çünkü köpek, her an, senden onu yaşatmanı, beslemeni, okşamanı, ona uygun bir insan olmanı, efendisi olmanı, onu anında yere yatıracak o köpek ismini gürleyen Tanrı olmanı isteyecektir. Oysa ağaç senden bir şey istemez. Köpeklerin Tanrısı, kedilerin Tanrısı, yoksulların Tanrısı olabilirsin, elinde bir tasma, biraz ciğer, biraz servet olması bunun için yeterlidir, ama asla bir ağacın efendisi olmayacaksın. Kendin de bir ağaç olmayı istemekten başka bir şey yapamayacaksın.

-> Hafıza, sandığımız kadar güvenilir değildir.

-> Her şeyin bir yeri vardır; ama bazen yerini kaybeden şey, kendini daha çok hissettirir.

-> Sabırlısın ama beklemiyorsun, özgürsün ama seçmiyorsun, müsaitsin ama hiçbir şey seni harekete geçirmiyor. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey talep etmiyor, hiçbir şeyi dayatmıyorsun. Hiç dinlemeden duyuyor, hiç bakmadan görüyorsun: Tavanlardaki çatlakları, parkenin dilimlerini, gözlerinin çevresindeki kırışıklıkları, ağaçları, suyu, taşları, geçen arabaları… Artık tükenmez olanın içinde yaşıyorsun.

-> Her liste bir arayıştır; her arayış bir eksikliği ortaya koyar.

-> Görmek, bazen sadece alışkanlıkları fark etmektir.

-> Kaybolmak, yerini bulmanın ilk adımıdır.

-> Gerçeklik, fark etmediğimiz ayrıntılarda gizlidir.

-> Yazı, unutmanın karşısında bir dirençtir.

-> Zaman, yazıyla yeniden biçimlenir.

-> Yazmak, kendini yeniden icat etmektir.

-> Eşyalar, bazen insanlardan daha çok konuşur.

-> Eksiği yazmak, eksikliği anlatmaktır.

-> Unutulan şeyler, bazen en çok kalanlardır.

-> Gündelik hayatın sıradanlığı, gerçekliğin şiiridir.

-> Yok olan bir harf, belki de susan bir hayattır.

-> Eşyaların anlattığı şeyler, insanlarınkinden farklıdır.

-> Görünmeyeni yazmak, yazının en büyük meydan okumasıdır.

-> Her nesne, sahibinden bir parça taşır.

-> Bazen yazı, yaşamı anlamanın tek yoludur.

-> Dilin yapısında bir boşluk varsa, o boşluk benimdir.

-> Yazmak, kaybolan bir şeyi yeniden inşa etmektir.

-> İnsanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üstünde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.

-> Bir apartman, yüzlerce hikâyenin saklandığı dev bir defterdir.

-> Gözle görünmeyen şeyleri yazıya dökmek isterim.

-> Eşyaların ruhu vardır; sessizce anlatırlar yaşamlarımızı.

-> Şimdi sessizliğin dehşetinde yaşıyorsun. Ama sen herkesten daha sessiz değil misin?

-> Anılar, kelimelerin arasına sıkışır.

-> Hatırlamak, yaşamak kadar zordur bazen.

-> Bir apartmanın planı, insan ilişkilerinin haritasıdır.

-> Her şeyin yerli yerinde olması, aslında bir yanılsamadır.

-> Yaşam, bir bütün değil; bir araya gelmiş parçalardır.

-> Bir şeyi anlatmak için onu önce kaybetmek gerekir.

-> Boşluk, sadece bir yokluk değil; dikkatle bakıldığında, her şey onun çevresinde kurulur.

-> Hayat, bazen sadece bir liste gibidir.

-> Anlatmak için kaybolmak gerekir.

-> Sessizlik, en derin cümledir bazen.

-> Bir şehri anlatmak için sokaklarını değil, duvarlarını dinlemeliyiz.

-> En yüksek tepelerin doruklarına ne diye tırmanasın ki, sonra inmek zorunda kalacak olduktan sonra; inince de yaşamını oraya nasıl çıktığını anlatarak superguzelsozler.com geçirmemen mümkün mü? Ne diye yaşar gibi görünesin? Neden sürünesin? Başına gelecekleri şimdiden bilmiyor musun sanki? Olman gereken her şeyi daha önce olmadın mı…

-> Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini nasıl demeli? dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor.

-> Dilin olanakları, hayal gücünün sınırıdır.

-> Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bitmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca yıllık kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden başlatma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bir yumuşak dehşet.

-> Hiçbir şey kendiliğinden sıradan değildir.

-> Kelimelerin yokluğu, bazen duyguların fazlalığıdır.

-> İnsan, evinde değil yazısında yaşar.

-> Bazı şeyleri anlatmamak, onları daha görünür kılar.

-> Neyi yazmadığınız da, en az yazdıklarınız kadar anlam taşır.

-> Bir binanın krokisi, insan ilişkilerini de tarif eder.

-> Bir boşluk, bin anlam barındırabilir.

-> Belleğimde unuttuğum şeyler, kalemime hatırlatır kendini.

-> Sürprizsiz yaşam. Güvenliktesin. Uyuyor, yiyor, yürüyor, yaşamayı sürdürüyorsun, tıpkı gamsız bir araştırmacının labirentinde unuttuğu bir laboratuvar faresi gibi; sabah akşam, hiç yanılmadan, hiç duraksamadan yemliğin yolunu tutan, önce sola,sonra sağa dönen, bulamaç halindeki günlük yem miktarını almak için kırmızı kenarlı bir pedala iki defa basan bir laboratuvar faresi gibi.”

-> Sıradan şeyler, sırlarını nadiren açar.

-> Zihnim bir şehir planı gibi, yolları birbirine karışmış.

-> Zaman, yazıya aktarıldığında başka türlü akar.

-> Olaylar değil, ayrıntılar yaşatır belleği.

-> Dilin içinde kaybolduğumda, kendime daha çok yaklaştım.

-> Dilin içinde kaybolan harf, bir yazarın çığlığıdır.

-> Yazı, bazen susmanın başka bir biçimidir.

-> Bir odayı tarif etmek, geçmişi yeniden yaşamaktır.

-> Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek.

-> Bir binayı anlatmak, yaşayanları anlatmaktır.

-> Bir masanın köşesi bile anlam yüklüdür.

-> Kaybolan harf, eksik anlatının simgesidir.

-> Kelimeler susabilir ama boşluk konuşur.

-> Dilin sınırlarını zorlamak, düşünmenin sınırlarını zorlamaktır.

-> Bir masanın üstü, zihnin haritasıdır.

-> Pek yaşadın denemez, oysa her şey çoktan söylendi, çoktan bitti. Topu topu yirmi beş yaşındasın, ama yolun çizilmiş bile. Roller hazır, etiketler de: Bebekliğindeki oturaktan yaşlılığındaki tekerlekli sandalyeye varana kadar oturacak tüm yerler orada Durmuş sıralarını bekliyorlar.

-> Yazmak, bir düzen kurmak değil; dağınıklığı anlamlandırmaktır.

-> Her satır, başka bir olasılığın kapısını aralar.

-> Yine böyle bir günde biraz daha geç, biraz daha erken saatte hiç şaşırmadan, bir şeylerin yanlış olduğunu, nasıl yaşayacağını bilmediğini ve asla bilemeyeceğini fark ediyorsun… Bir şey kırıldı. Bu zamana kadar sana güç verdiğini düşündüğün his: varlığının hissi, dünyaya ait ya da dünyada bulunduğun izlenimi artık senden uzaklaşıyor, artık yok. Geçmişin, bugünün ve geleceğin birbirine karışıyor…

-> Yaşamı anlatmak için detaylara sığınırım.

-> Her odada sessiz bir hayat sürer.

-> Sessizlik bile bazen bir tür anlatıdır.

-> Kelimeler, kayıplarımızı telafi edemez ama iz bırakır.

-> Sözlerin sustuğu yerde anlatı başlar.

-> Her liste, kendine bir düzen arayan zihnin izidir.

-> Dünyanın karşısında kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Niyetin okumaz yazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okurken okuduklarına hiç bir ayrıcalık tanımamaktır. Niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bak

-> Bir günlüğün boşluğu, bazen bir romanın doluluğundan fazladır.

-> Yazının içinde bile kaybolabilirsiniz.

-> Yazmak, zamanı hapseden bir iştir.

-> İsimler, yüzlerden daha hızlı silinir hafızadan.

-> Her karakter bir sessizliğin yankısıdır.

-> İnsan ne harikulade bir buluş! Isınsın diye ellerine, soğusun diye çorbasına üfleyebilir.

-> Sessizliği betimlemek, bir tür cesarettir.

-> Yazarken, her şeyi yeniden öğrenirim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir