Eugenio Borgna Sözleri

Eugenio Borgna, 1930 doğumlu İtalyan psikiyatrist ve yazardır. Tıp eğitimini tamamladıktan sonra psikiyatri alanında uzmanlaşmış, özellikle insan ruhunun derinlikleri, depresyon ve varoluşsal psikopatoloji üzerine çalışmalar yapmıştır.

Eugenio Borgna Sözleri Kısa

Kariyeri boyunca hem klinik uygulamalarla hem de akademik araştırmalarla psikiyatriyi tıp dışındaki felsefi ve insani boyutlarıyla ele almıştır. Yazdığı eserlerde insanın iç dünyasındaki kırılganlıkları, yalnızlığı ve anlam arayışını ön planda tutmuştur. Borgna, psikiyatriyi sadece hastalıkların tedavisi değil, insan varoluşunun derinliklerini anlamak için bir disiplin olarak görmüştür.

Eugenio Borgna Sözleri Kısa

-> “İntihar edemeyeceğimi hissediyorum, ama bu, acımı ve kaygımı daha da derin ve sancılı kılıyor. İntihara umut bağlayabilsem, yakın bir ölüme bel bağlayabilsem, kendi ölümümü seçebilecek olsam, o zaman bu korkunç acıya daha kolay katlanırım çünkü acımın bir sonu olduğunu bilirim. Ölümden yana umudum yok. Bu umuda sahip değilim. Artık hiçbir umudum yok.” (Bekleyiş ve Umut)

-> Duyguların derinliği, insanın ruhsal zenginliğini yansıtır.

-> Bir başkasını gerçekten anlamak, onun duygusal evreninde kısa bir yolculuğa çıkmayı ve yargılamadan kalabilmeyi gerektirir.

-> Zihnimiz ne kadar güçlü olursa olsun, duygularımızla barış içinde olmadıkça huzur bulamayız.

-> İnsanın gerçek değeri, acıya rağmen sevmeye devam edebilmesinde yatar.

-> Duygusal karmaşalar, insanı sadece yıpratmaz; aynı zamanda onun ruhsal büyümesinin de bir parçasıdır.

-> Sevgisi olmayan insan gibi, umudu olmayan insan da kesinlikle yaşayamaz… (Ruhun Yalnızlığı)

-> Kalbim boğazıma düğümlenmiş gibi… (Ruhun Yalnızlığı)

-> Uçurumlardan bakar, kendimizi büyülenmiş gibi hisseder ve uçurumlara doğru karşı konulmaz bir şekilde çağrıldığımızı duyarız… (Ruhun Yalnızlığı)

-> İnsanın içindeki çocuk, yetişkinliğin karmaşasında kaybolsa bile, ruhun derinliklerinde yaşamaya devam eder.

-> “Varlığım, denizin derinliklerinin şeffaflığıydı, gecenin sessiz ve eskilerde kalmış mutluluğuydu, öğlenin sessizliğinde konuşan yalnızlık yankısıydı..” (Ruhun Yalnızlığı)

-> Sessizlik olmadan yalnızlık yoktur, sessizlik susmak, ama aynı zamanda da dinlemek demektir.

-> İçsel huzur, hayatın karmaşasına rağmen ruhun derinlerinde korunan bir denge halidir.

-> Bir insanın duygularını anlamadan onu anlayamazsınız; çünkü insan, en çok da hissettikleriyle var olur.

-> Sessizlik çoğu zaman kelimelerin açıklayamadığı acıların, özlemlerin ve yalnızlıkların taşıyıcısıdır.

-> Çok şey gerçekleştirdi insan Çok semavinin adını andı Söyleşi olduk olalı Dinleyebildik birbirimizi …‘Söyleşi olduk olalı dinleyebildik birbirimizi.’ Dinleyebilmek, birlikte konuşmaktan doğan bir sonuç değildir, aksine bunun şartıdır…. (Melankoli)

-> İçimizdeki en büyük çığlıklar, çoğu zaman dışarıdan fark edilmez.

-> ”İçimde gitgide derinleşen bir sessizlik var. Hiçbir şey ifade edemedikleri için yorgunluk veren sözcükler sessizliğime çarpıyor.” (Şu Bizim Kırılganlığımız)

-> “Zaman hiç geçmiyor ve artık geçmiyor. Boyuna saat kaç diye sormam gerekiyor çünkü zaman durdu. Artık ne dün var ne de bugün. Her şey durdu ve bende hiçbir değişiklik yok. Sabahla akşam arasında hiçbir fark yok. Dünya değişti: insanların çehreleri değişti ve dünya değişti. Çok şey değişti. Bana, hiçbir duygum, ilgilendiğim hiçbir şey kalmamış gibi geliyor.” (Bekleyiş ve Umut)

-> İnsan, duygularıyla yüzleşmeye başladığı anda gerçekten yaşamaya başlar.

-> Empati kurmak, bir başkasının yüreğine adım atmaktır; o kalbin ritmini dinleyerek yürümektir.

-> İnsan, kendi ruhunu tanımadıkça, hayatın anlamına tam olarak ulaşamaz.

-> İnsanın kendini anlaması, başka hiçbir ilişkide elde edilemeyecek bir özgürlük sunar.

-> Acıyı reddetmek değil, onun içinden geçmek superguzelsozler.com insana gerçek olgunluğu kazandırır.

-> Sevgi, ruhun en kırılgan yerinde kök salan ama en güçlü duygusal bağdır.

-> İnsan en çok da anlaşılamadığı yerlerde yalnız hisseder.

-> Her insan, içinde duygusal yaralarla yaşamayı öğrenen bir hikâyedir.

-> İnsan, ancak kendi kırılganlığıyla barıştığında başkalarının acılarına dokunabilir.

-> İçsel denge, dış dünyanın kaosuna rağmen ayakta kalabilmeyi başarmaktır.

-> Kendimizi sakladığımız sürece, kimsenin bizi gerçekten göremeyeceğini unutmamalıyız.

-> Duygular, sadece ruhumuzun bir yansıması değil, aynı zamanda insan olmanın en karmaşık ve en anlamlı tarafıdır; bizi biz yapan temel unsurlardır.

-> Kendi iç dünyasını anlamayan biri, dış dünyadaki karmaşayı anlamakta daima zorlanacaktır.

-> Gerçek özgürlük, kişinin kendi içsel karanlığıyla barıştığı an başlar.

-> Harika bir kelebek misalidir mutluluk, kısacık uçuşu süresince hemen kaçıverir. Yakalanması imkânsızdır. (Ruhun Yalnızlığı)

-> İçsel çatışmalar, kişiliğimizi oluşturan en etkili öğretmenlerdir.

-> Bir duygunun ifadesi, sadece kelimelerle değil; bakışla, duruşla, hatta sessizlikle bile mümkündür.

-> Gözyaşları, sadece acının değil; bazen içsel arınmanın, rahatlamanın da sessiz dilidir.

-> İnsanın içsel çatışmaları, görünmeyen ama ruhunu şekillendiren en güçlü fırtınalardır.

-> Her insan, içinde çözülmeyi bekleyen bir düğüm taşır.

-> Ruhsal denge, içimizdeki kaosla dost olabilmekten geçer.

-> Sessizliğe kulak verildiğinde, aslında içinde birçok cevabı barındırdığını fark ederiz.

-> Her nevi sessizlik; belirsizliğin ve gizin, büyülenmenin ve meydan okumanın, kurtuluşun ve umutsuzluğun gölgelerinin seçilmesini sağlar.

-> Duygular bastırıldığında, yalnızca ruhu değil bedeni de hasta eder.

-> Yaşarken ölmek, ölmemeye denk gelen bir yaşamamaktan ibarettir… (Bekleyiş ve Umut)

-> Bir diğer deyişle, umut eksikken insan, zamanın hiç akmadığı bir dünyada yer alır; ve umutsuzluk, işte bu anlamda, kapalı zamanın: hapis gibi olan zamanın bilincidir. Umut ise, kendini zamanda açıklık olarak gösterir: Umut varken, zaman, bilincin üzerine kapanmaz gibidir, hani sanki zaman kendi içinden bir şeylerin geçmesine izin verir. (Melankoli)

-> İyileşmek, yalnızca zamanın geçmesiyle değil, duygularla yüzleşme cesaretiyle mümkündür.

-> İçimizde bastırdığımız duygular, bir gün bambaşka yollarla ortaya çıkıp bizi şaşırtabilir.

-> Kendimize şefkat göstermek, yaralı ruhumuzu iyileştirmenin ilk basamağıdır.

-> Önyargının korkutucu ve değişmez gücü, insanların düşüncelerine ve hayal gücüne kök salma konusundaki akıldışı ve yaygın eğilim, hayatımızın çeşitli alanlarında her birimize eşlik etmektedir ve bunun bilincinde olmamız lazımdır.

-> Ruhsal yaralar da fiziksel yaralar gibi zamanla iyileşir; ama her biri ardında bir iz bırakır.

-> Kalbin sessizliği, bazen en gürültülü çığlık kadar etkileyici olabilir.

-> Umut öylesine kırılgandır ki, sürekli yitmeye ve çözülmeye meyleder; bununla birlikte hiçbir zaman yok olmaz.” (Şu Bizim Kırılganlığımız)

-> İnsan, kendi karanlığını kabul ettiğinde, başkalarının ışığını da görmeye başlar.

-> Duygusal yakınlık, kelimelerle değil; kalpten kalbe kurulan görünmez bir bağla sağlanır.

-> Son olarak henüz çözümlenmemiş büyük bir mesele kaldı: Hastalık olmadan da olur mu? Erdemlerin gelişimi için de, bilgi ve kendimizi tanıma susuzluğumuz için de hasta ruha da sağlıklı ruh kadar ihtiyaç duyar mıyız; kısacası, sadece sağlık itemi bir önyargı mıdır, korkaklık mı? Sağlık, belki de inanılmaz bir barbarlık kalıntısı ve geri kalmışlık emaresidir. (Melankoli)

-> Kuşkusuz ki umut, sadece bir duygu değil, insan olma halinin yapıtaşlarından: varoluşsal yapıtaşlarından biridir. Köklü bir felsefi temeli olan umut, yanılsamaların ve serapların boş ve uçup kaçıcı alanlarında kan kaybetmez (tükenmez); o Jürgen Moltmann’ın belirttiği üzere olmayana değil, henüz olmayana yönelir. (Melankoli)

-> İçsel yolculuk, dış dünyada çıkılan yolculuklardan çok daha uzun ve karmaşıktır.

-> “Kaderinde kırılganlık bulunan şey de kırılgandır. Kırılganlık hatta, zaman zaman, hiç olmazsa görünürde birbirinden çok uzak gibi duran farklı farklı içeriksel alana dokunan ve bunları birleştiren, dalgalı ve zikzak çizen bir hattır.” (Şu Bizim Kırılganlığımız)

-> Korkularımızı tanımak, onları kontrol etmenin ilk adımıdır.

-> Yüreğimizi korumak için ördüğümüz duvarlar, zamanla bizi dış dünyadan da uzaklaştırır.

-> Melankolik kişi kendini yalnızken iyi hisseder ve sessizliğe karşı ateşli bir özlem duyar. Onun için sessizlik asli bir şeydir: Bu ona nefes almasını, hafiflemesini ve rahatlamasını sağlayan ruhsal bir ortam sağlar. (Şu Bizim Kırılganlığımız)

-> Yalnızlık, çoğu zaman insanın kendisiyle yeniden tanışma fırsatıdır.

-> İç dünyamızda saklı kalan kelimeler, zamanla birikir ve sessizlik içinde büyüyerek bizi içten içe şekillendirir.

-> Eğer ruh sevmekten vazgeçerse, daha bu dünyada bile hemen hemen cehenneme denk düşen bir yere inmiş olur.

-> Gerçek iyileşme, başkasının bizi anladığı yerde değil, bizim kendimizi affettiğimiz yerde başlar.

-> Hayat, ruhun inişli çıkışlı duygusal yolculuğundan ibarettir.

-> mantık hiçbir zaman tutku kadar etkili değildir ve Tutkuyu mantıkla söndürmek yerine, mantığı tutkuya dönüştürmek gerekir… (Bekleyiş ve Umut)

-> Duygusal bir yara, görünmez olabilir; fakat etkisi bir ömür sürebilir.

-> Hayat, duygusal farkındalığımız ölçüsünde derinleşir.

-> Zihinsel yaralar zamanla kabuk bağlasa da, duygusal izler çok daha derinlerde kalır ve sessizce yaşamımızı etkiler.

-> İnsanın içsel boşluğu, dış dünyadaki hiçbir başarıyla doldurulamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir