Hakan Günday Sözleri

Bu yazımızın İçeriği: Hakan Günday Sözleri, Hakan Günday’ın En Güzel Sözleri, Hakan Günday Kısa Sözleri, Hakan Günday’ın En Beğenilen Sözleri, Hakan Günday Resimli Sözleri, Hakan Günday Sözleri Facebook, Hakan Günday Sözleri Tumblr

Reklamlar

Hakan Günday Sözleri

Sorarlarsa, “Ne iş yaptın bu dünyada?” diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından.

Sıfırdan hayatlarını yaratmış insanların hikayeleri kadar, hayatlarından bir sıfır yaratmış olanlarınki de gösterişlidir.

Ve kafam, il olma izni alabilecek kadar kalabalıktı.

Hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.

Yıllar önce okuduğum işe yaramaz bir kitaptaki tek işe yarar cümle şuydu: İnsanın kullandığı ilk alet, başka bir insandır!

Kendinden ilham alan kişi her şeyi yapabilir. Bir sanat eseri olarak yaşar ve kendinden eser kalmaz.

Ne yapmak istediğini bilmiyorsan, ne yapmamak istediğini düşün!

Yaşarken ölmeyi, ölerek yaşamayı sadece uykusuzlar bilir. Gözlerinin altındaki her küçük torba, hayalleriyle doludur.

Reklamlar

Ben sadece fazlasıyla ciddiye almıştım, küçükken babamın bana birini üzdüğümde söylediği o sözü. “Kendini karşındakinin yerine koy” ve ilk başlarda bunu o kadar çok yapmıştım ki, bir gün dönüş yolunu yani kendimi bulamadım.

Bir yerde okumuştum, her basamak dört saniye hayat uzatıyormuş. Asansöre binerek intihar mı etseydim?

Öyle bir çığlık atsam ki dünya çatlasa! Altı milyar insan sağır olsa!

İntihar, akla düşen bir damla asittir.

Kendimizi bir binanın tepesinden hep beraber boşluğa bırakmayışımızın tek nedeni yarındı. Lotonun çıkma ihtimalini, aşık olunacak insanla tanışma ihtimalini, sonsuz mutluluk ihtimalini içinde barındıran o sihirli sözcük: Yarın…

Hiçbir yere ait olmayanları iyi tanırım. Her yere aitmiş gibi davranırlar.

Çok şey gördüm. Beni yüzüstü gömün.

Tek istediğim bütün düşündüklerimi içinde barındıran beynimi bedenimden yırtıp uzay boşluğuna fırlatmak.

Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi.

Kendimi beyaz kadranlı, Roma rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu gibi hissediyorum. Sadece dönüyorum. Zamanın kendisiyim.

Reklamlar

Dertlerinizi başkalarına anlatmayın. Çoğunun umrunda olmaz, geri kalanı ise memnun olur.

Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi.

Ve herkes görünene aldanmaya hazırdı. Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı.

Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur.

Herkesin öyle bir hikâyesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği… Çünkü kimsenin dinlemediği… İçine atmak, diye bir şey varken, anlatmaya ne gerek vardı?

Dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti; Umut…

Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. aşık olmaktan vazgeçtim.

İnsan dokunduğu her şeyi kirletmiştir bugüne kadar.

Kurtulmaya gelmedik dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce.

Hiçbir şey hayatın sonu değildir. Hayatın sonu bile hayatın sonu değildir! Çünkü sen ölürsün, başkaları yaşar!

Reklamlar

Doğu’da kızlar, kadın doğar. Ecellerinden önce ölürler.

Hakkımda bir şey bilinecekse doğum ve ölüm tarihim yeterlidir. Çünkü aradaki tire kadarım.

Maymunlar gibi davranmanın ve adını da doğallık koymanın salaklıktan başka bir şey olmadığını herkesin anlaması lazım.

Hayat yatılı bir misafirlik değil, günübirlik gidilen piknikti.

Ne de olsa deliydi. Ve delilerin canı, diğer insanlarınkinden farklı yanardı. Onlar, yanan canlarıyla ısınırlardı.

Ve en büyük acının kendininki olduğunu düşünüyorsun. Dünyadan habersiz tüm geri zekalılar gibi.

Anladım bir yangın merdiveni olmadığını. Hayatın arka kapısı yoktu.

Unutma ki zaman, gidecek yeri olmayanların evidir. Sadece zaman onları ileriye taşır.

İnsanlar senden o kadar nefret edecekler ki yerleştiğin her yerde emlak fiyatları düşecek.

Benim hatam bu oldu. Hayal etmeye çok ufakken başladım. Artık hayal edecek pek bir şey bulamıyorum.

Matematiği kuvvetli değildi, fakat çıkarlarını hesaplamasını iyi bilirdi.

Acı, insanın hayat tarlasında biçtiği buğdaylardan pişirdiği ekmektir. Dolayısıyla sabah kahvaltısı kadar kaçınılmazdır.

Her zaman yalnız oldum. Yalnızlığı kendimi geliştirmenin tek yolu olarak gördüm.

Kimin sahte, kimin gerçek olduğunun anlaşılamadığı bir sabah.

İnsanlığın sonu nerede durması gerektiğini bilememekten gelecek.

Seni anlıyorum” demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada… Var olan en sağlam zırh insan vücududur. İçindekileri en iyi saklayan kasa odur.

Tek başarım ölmek olacak. Çok güzel öleceğim. Mükemmel öleceğim.

Benim sorunum, hayatı kendime yakıştıramamam oldu. Ben yakışıklıydım ama o değildi.

Hayatım boyunca konuşmak için sadece on kelime seçmek zorunda kalsaydım, bunların ilki, “Neden?” olurdu.

Allah’ım, inşallah rüyamda ölürüm.

Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır.

Bir gece aynaya baktığımda, kıpkırmızı gözlerim bana bütün dünyayı ve iğrençliklerini hazmedebileceğini söylemişti.

Okşayan elleri ısıranlar, tekmeleyen ayakları öperler.

Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. Kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım. Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum.

Yalnız kalma isteğim gökdelen gibiydi.

Bir akıl hastanesine yatmalıyım. Benimle uzmanlar ilgilenmeli. Ölene kadar orada kalmalıyım. Belki bir klinik. Orta Avrupa’da, ormanın içinde bir klinik…

Hiç kimseye çarpmadan yürümeye çalışmaktansa, kollarımı açıp herkesi devirmeyi seçtim.

Çocuk dediğin, ölümü öğrenince büyür.

Bir bulsam bu hayatların müsveddelerindeki el yazısının sahibini! Birileri pişman olmalı beni hayal ettiğine.

İnsanlar sadece sevdiklerini kaybedince üzülmezler. Adil olmayan her ölüme üzülürler.

Düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur.

Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir.

İnsanın en büyük hatası kendini seyretmemesidir. O kadar çok ilgilenir ki dekorla! Tanıyamaz bir türlü başaktörü.

Sevdikleriyle savaşanlar nefret ettikleriyle sevişirler.

Tek istediğim bütün düşündüklerimi içinde barındıran beynimi bedenimden yırtıp uzay boşluğuna fırlatmak.

Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.

Kaldırımlar güzel. Ama bir de üzerinde yürüyen insanlar olmasa!

Bir işe başlamak, bitirmenin yarısı, derler ya. Doğmak da öyle işte. Ölmenin yarısı.

Seni anlıyorum” demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan. Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada…

Eğer bir kum tanesi olacaksam da, bu sadece bir kum saatinde olmalıydı.

Manzaradan değildi cam kenarını sevmesi. Yanında bir insan az olması demekti. Öğreniyordu Derda. Ne kadar az, o kadar iyi.

İnsanları çaresiz bırak, iç organlarından roket yaparlar.

Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir.

Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır.

O kadar iyimserim ki, Pollyanna benim yanımda uyuşturucu bağımlısı bir fahişe gibi kalır.

Türkiye caza benzer. Bir sonraki notanın ne olduğunu tahmin edemezsiniz. Ve bu yüzden dinlemeye devam edersiniz.

Acı dedim; dama gözeneklerini bile hissettiriyor. Güldü. Bir hıçkırık gibi..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir