Tomris Uyar Sözleri

Tomris Uyar, Türk yazar, şair ve çevirmen olarak bilinir. 4 Mart 1941 tarihinde İstanbul’da doğmuş ve 4 Ocak 2003 tarihinde aynı şehirde hayatını kaybetmiştir. Edebiyat dünyasına 1960’lı yılların ortalarında adım atmış ve özellikle şiir, öykü ve çeviri alanında önemli eserlere imza atmıştır.

Reklamlar

Tomris Uyar En Güzel Sözleri

Tomris Uyar En Güzel Sözleri

-> Günaydın Gece yarısı…

-> Ölmeyecek kadar yaralıyım.

-> Kimsenin renkleri gördüğü yoktu.

-> Uykunuz kaçtı mı kültürünüz artıyor.

-> Kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.

-> Okur musun, gözlerimden akan kelimeleri.

-> Çok. Belli aralarla döner döner okurum.

-> Konuştukça, söyleyemediklerimiz birikiyor.

Reklamlar

-> Sabah, evdeki bütün ayakkabıları boyattım.

-> Evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam.

-> İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye.

-> Üsteleme. Yolumuz ayrı çünkü. Anlayamazsın.

-> Yüreğimde kesik bir güvercin kanat çırpıyor.

-> Asıl üzüntü veren yaşlanmak değil, uslanmak.

-> Eskiden günler uzundu; kararında, tutumluydu.

-> Sen çay seversin, diyorum. İki şeker, değil mi?

-> Sonraki gün altı buçuk… normalde altıda gelirdi.

-> Yine de bilmek başkaydı, iliklerinde duymak başka.

-> İnsan hangi yaşında severse sevsin liseli oluveriyor.

-> Yalnızlığıma katılabilirsin; yalnız soru sormayacaksın.

-> İnsanı önce kendi soyu yer bitirir, kendi cinsi yağmalar.

Reklamlar

-> Ve gün boyunca bir daha karşılaşmamaya özen gösterecektik.

-> Yani yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca.

-> Bazen sessiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.

Tomris Uyar En Güzel Sözleri

-> Bir ömre bir tek yaşamın az geldiğini bilirsiniz, bir yazarsanız.

-> Hece, bedeninden soyulmuş, boşalmış bir iç gömleğiydi. Herkesindi.

-> Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa.

-> Yaşadığım ülkede ferahlatıcı yazılar yazılabileceğine inanmıyorum.

-> İki kişi yalnız kalmaktansa, kalabalıkta yalnız olmak çok daha kolay.

-> Her mektup kuraldışıdır çünkü eksiktir, söylenmemiş kalır, deneycidir.

-> Bir şey söyle. Sözü aşsın öze değsin. Bir şey söyle, yanındayım mesela.

-> Herkes yararları kullanıyor. Yararlar öylece kalsalar olmaz mı? Olmuyor.

-> Kırıklar zamanında onarılmadı mı büsbütün kırılıyor, durmadan kırılıyor.

-> Ne yapayım, yoksulluktan çok korkarım. Belki hep sınırında yaşadığımızdan.

-> Bana göre yapılmamış benim için düzenlenmemiş bir dünyada yaşıyorum, doğru.

-> Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin, kaptırmayacaksın. Sabaha çok var daha…

-> Ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar.

-> Değil mi ki kimse, yaşamın “inceliklerden örülmüş bir ağ” olduğuna inanmıyordu!

-> Bir şeyin birdenbire yerinde olmaması, ama aynı tik takın sürüp gitmesiydi ölüm.

-> Bir şeylerin dışındayım, biliyorum. Daha doğrusu bir şeyler bensiz sürüp gidiyor.

-> Eşiniz dostunuz çok, biliyorum, ama aslında siz de benim gibi yalnızsınız değil mi?

-> Sevilmemeyi kaldırabiliyorsun da sevilmek zor geliyor sana, sen de bunu anlamıyorsun.

-> Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor

-> Kumarbazlığın en önemli özelliği, kazanma heyecanı, ucuza kapatma hırsına hiç benzemiyordu.

-> Hatırlamak değil, diyorum, başka bir şey. Unutmamak belki, diye ekliyorum usulca. Boş yere.

-> Yaz akşamlarının sessizliğine, eğrelti otlarının yabanıl kokusuna bırakmışlardı kendilerini.

-> Sevilmemeyi rahatça kaldırabiliyorsun da sevilmek zor geliyor sana, sen de bunu anlamıyorsun.

-> Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun.

-> Diyorum ki kişinin doğum tarihi pek önemli değil aslında, dünyaya gözlerini açmak daha önemli.

-> Şeytan diyor ki, çek kapıyı ya da ne bileyim evdeki bütün patlıcanları kızart gitsin, düşünme.

-> Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Hele konuşmayı bir kere unutmuşsan.

Tomris Uyar Meşhur Sözleri

-> Yazarken dünyayı bir anlığına değiştirebilirken, geçmişimizi bir santim yerinden oynatamıyorsunuz.

-> Akşamları biraz geç gel yahu bir erkek hiç dolaşmaz mı’ dedim, ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi.

-> Unutma, dedi İhtiyar demir kapıyı açarken, Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin, kaptırmayacaksın!

-> Size gül getirecektim Şükran Hanım ama fazla laubali olur diye düşündüm. Zaten güle gül getirilmez.

-> O deniz, o iki ihtiyar, kendisi, o ikindiyi hep birlikte bir daha yaşayamayacaklar. O an’ı. Gölge kalıcı.

-> Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon.

-> Bir gün toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor…

-> Yazdan kalma giysiler dolaplara kaldırılırken, yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

-> Bir yıpranmışlık çökmüştü üstüne. Yoksa eskiden de böyleydi de ben hep uzaktan izlediğimden mi farkına varmamıştım?

-> Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek.

-> Bana çok karanlık gelmişti işte okuduğumda. Belki de daha yalın, daha gerçekçi, aydınlık bir edebiyata ilgi duyduğumdan.”

-> Bana neyin daha iyi geldiğini bu kadar güvenle kestirebiliyorsan gözlerin niye yaşardı? Kovma zarafetinin bir parçası mı bu?

-> Bayağılıklar, yoksulluklar, kırımlar her an gözümün önündeyken oyalayıcı bir şey yazmaktansa kopkoyu bir karamsarlığı yeğlerim.

Tomris Uyar En Çok Beğenilen Sözleri

-> İstemeye hakkım var mı bilmem ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim.

-> Belki bazı kişilikler kozasından çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa. Kimin hakkı vardı kişiyi kozasından çıkartmaya?

-> Kahvenin şu saf kokusuna bayılırım. Yani kendisinden çok kokusuna demek istiyorum. O kokuyu duyunca içimi garip bir özlem duygusu kaplar.

-> Seninle konuşmak, gergin bir ipte yürümeye benziyor artık. O kadar sertleşmişsin ki, bir rimelin akmasında bile suçlayıcı ipuçları arıyorsun.

-> Birbirimizden ne beklediğimizi bilirdik, buydu önemli olan, yeterdi. Dürtüklenmeyen, kendine dayalı bir şey. Saatlerce konuşmazdık da oda dolu kalırdı.

-> Beni kendime ördüğüm kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındaydım. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa.

-> Aşık olmak ya da bir yakınını yitirmek. Biri mutluluğa, biri yasa bağlı olsa da her iki durumun kaynağında garip bir benzerlik var: yaşam karşısında bocalama.

-> Karşınızdakilerin söylediklerinizi unutmamalarını istiyorsanız sözcükleri insan psikolojisini gözeterek sıralamalısınız. Asker ya da sivil, genel olarak insan.

-> Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı… Yazdan kalan giysiler dolaplara kaldırılırken, yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

-> Bir şeylerden kurtuluyorum galiba. Kabuklardan. Alışkanlıklarımdan. Bu tümceyi alışkanlıkla söyledim, hiç düşünmeden. Temiz, söylenmemiş ne kaldı ki geriye? Yeni?

Tomris Uyar Sözleri Uzun

-> Böyle yağışlı gecelerde, dışarıda sürüp giden mırıltı, içinin kargaşasını yatıştırır, onu yalnızlığından sıyırıp düşlere ya da gerçeklerin kaynaklarına sürüklerdi.

-> Sen uyuyordun, bilemezsin. Kaç sigara içiyorum üst üste, kaç eski gazete okuyorum ilânlarına kadar. Her sabah kaç bin güçlükle alışıyorum önümdeki güne, getireceklerine.

-> Bir erkeğin, kültürce kendisine denk, üstelik konuşmaya, düşüncelerini anlatmaya susamış bir kadını uzun süre kaldıramayacağı, o dönemde henüz keşfedilmemiş bir gerçekti.

-> Kadife bir gece bu: başka türlü anlatamam sana. Sımsıkı sarıyor, yumuşacık. yalnızlığın bana, odalara, iş olsun diye boyadığım tırnaklarıma, eşyaya usulca sinişini izliyorum.

-> Hep düşünmüşümdür: aklından asıl geçenleri hiç yazamazsın mektuba. Karşındakinin beklediklerini istediklerini yazarsın ki mektupsuz kalmayasın. Kendi zararına hep onun yararına.

-> Sizin yaşınızdayken bana da öyle gelmişti. Ama sonraları, zamanla, karanlık ya da kapalı yanı pek kalmıyor. Gündelik gerçeğin düşünülemeyecek kadar korkunç olabileceğini kavrıyorsunuz.”

-> Duvar saati bozuldu. Başka saat de yok evde. Saat kullanmaya bir türlü alışamadım. Fakültedeyken de başkalarına sorardım hep. Senin deyişinle, zamanın geçmesinin sorumluluğunu onlara yüklerdim.

-> Orada, iskelede yüzümü güneşe kaldırıp öylece superguzelsozler.com oturdum. İyi geldi. Savsakladıklarım, ertelediklerim, eksik bıraktıklarım yüzeye vurdu; hepsini bir an önce tamamlamaya karar verdim. Kalktım, seni aradım.

-> Evet iyi bildin. Hep kapalı yere veririm sırtımı otururken. Tezgaha, varsa. Çünkü çok tattık arkadan gelen serseri kurşunları, çok gördük sarhoşluk numarasına vurup bıçağı geçiriverenleri insanın ciğerine.”

-> Tatsız tuzsuz ve oldukça yalancı birisin, diyordum kendi kendime; başaramadığın bir şeyle yüzleşecek yüreğin yok. Kabul ediyorum, fazla lüks bir suçlamaydı. Ama ben yaraların hiç kapanmamasından yanayım, ne yapayım?

-> Tenekeye hanımeli ektim, toprağı az geldi. Bakalım… Çiçekleri tanımıyorum pek, adlarını bile doğru dürüst bilmiyorum ama açsınlar istiyorum, gözümün önünde serpilsinler, balkonu sarsınlar: o zaman tanıyabilirim ancak, tanışırız.

-> Çanakkale’nin hırçın suyu, Ege’nin göz kamaştıran tuzu, Karadeniz’in yüzeydeki soğuğu, diplerde sarmalayan ılıklığı… hiçbiri önemli değildir. Çünkü tek ‘deniz’ vardır senin sözlüğünde: denizcileri besleyen doğurgan, anaç deniz, gerisi ayrıntıdır.”

-> Kadınların konuşmalarında bu özellik çok ilgimi çeker. O anlaşılmaz geçişler, bağlantısız sanılan, yaşamın özüne birdenbire inen saptanmalar. Bence kadınları en ağır koşullarda bile dayanıklı kılan bu konuşma biçimidir, yere sağlam basan bu dildir.

-> Asıl terk edilenin, terk eden olduğunu anlamıyor ki kimsecikler. Terk eder görünen, neşteri ortak yaraya batırabilendir çünkü bu güç iş ona bırakılmıştır. Yitirdiklerini, yitireceklerini, çekeceği acıları bilse de gerekeni yapmak zorundadır, daha azla uzlaşmacı değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir